<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Sıradaki Şarkı</title>
	<atom:link href="http://www.siradakisarki.com/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.siradakisarki.com</link>
	<description>Müzik Platformunuz</description>
	<lastBuildDate>Tue, 17 Apr 2012 22:40:12 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.2</generator>
		<item>
		<title>ESKİŞEHİR PEYOTE NEKROPSİ KONSERİ</title>
		<link>http://www.siradakisarki.com/eskisehir-peyote-nekropsi-konseri/</link>
		<comments>http://www.siradakisarki.com/eskisehir-peyote-nekropsi-konseri/#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 17 Apr 2012 18:06:18 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Polat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Konserler]]></category>
		<category><![CDATA[Progressive]]></category>
		<category><![CDATA[14 nisan 2012 nekropsi]]></category>
		<category><![CDATA[eskişehir peyote nekropsi konseri]]></category>
		<category><![CDATA[nekropsi]]></category>
		<category><![CDATA[nekropsi 2012]]></category>
		<category><![CDATA[nekropsi eskişehir konseri]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siradakisarki.com/?p=4186</guid>
		<description><![CDATA[Yıllardır dinlediğim ve dinlemekten zevk aldığım bir grubu sahnede dinlemek gibisi yok. Nekropsi uzun zaman ortadan kaybolan, ara ara kendini gösteren ve bu &#8220;kendini gösterme&#8221; olgusu sayesinde sürekli tadını damaklarda bırakan yapısıyla deneysel müziğin dibine vurmaya devam ediyorlar. Bu yazıyı yazmak için biraz geç oldu fakat yinede yazmadan duramazdım. 14 Nisan&#8217;da Eskişehir Peyote&#8217;de verdikleri 2012 konserlerini editörlerimizden Onur Kaya ile beraber dinleme fırsatımız oldu. Yüksek derecede memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Hatta bizler için çaldıkları fazladan 2 şarkı ile keyfimize keyif kattılar. Son 2 şarkı için Kerem Tüzün tarafından Cem Ömeroğluna sorulan &#8220;cebinde bir şeyler  varmı?&#8221; sorusuna &#8220;hayır&#8221; cevabı gelmeyeceğini bilmemize rağmen &#8220;hayır&#8221; diyecek diye korkmamız onları ne kadar çok sevdiğimizin ve gitmelerini istemyeşimizin kanıtıydı. Grubun tüm elemanlarının işlerini iş yapmak için değil de sevdikleri için yapmaları onların başarısını katlıyor. Konsere başlamadan önce &#8220;Hakan&#8221; adında bir arkadaşlarının eskişehirde böyle bir mekan olsa çok iyi olur demesini hatırlatıp onun için birer yudum içkilerini içmeleri akılda kalan ayrıntılardandı. İşte konserden görüntüler. Elimizde sadece telefon vardı, idare edin artık &#160; &#160;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Yıllardır dinlediğim ve dinlemekten zevk aldığım bir grubu sahnede dinlemek gibisi yok. Nekropsi uzun zaman ortadan kaybolan, ara ara kendini gösteren ve bu &#8220;kendini gösterme&#8221; olgusu sayesinde sürekli tadını damaklarda bırakan yapısıyla deneysel müziğin dibine vurmaya devam ediyorlar.</p>

	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 500px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/Nekropsi.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 500px; height: 320px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/Nekropsi.jpg&amp;h=320&amp;w=500&amp;zc=1" alt="nekropsi" style="width: 500px; height: 320px;" /></a>
		
	</div>
	
	
<p>Bu yazıyı yazmak için biraz geç oldu fakat yinede yazmadan duramazdım. 14 Nisan&#8217;da Eskişehir Peyote&#8217;de verdikleri 2012 konserlerini editörlerimizden Onur Kaya ile beraber dinleme fırsatımız oldu. Yüksek derecede memnun kaldığımızı söyleyebilirim. Hatta bizler için çaldıkları fazladan 2 şarkı ile keyfimize keyif kattılar. Son 2 şarkı için Kerem Tüzün tarafından Cem Ömeroğluna sorulan &#8220;cebinde bir şeyler  varmı?&#8221; sorusuna &#8220;hayır&#8221; cevabı gelmeyeceğini bilmemize rağmen &#8220;hayır&#8221; diyecek diye korkmamız onları ne kadar çok sevdiğimizin ve gitmelerini istemyeşimizin kanıtıydı. Grubun tüm elemanlarının işlerini iş yapmak için değil de sevdikleri için yapmaları onların başarısını katlıyor.</p>
<p>Konsere başlamadan önce &#8220;Hakan&#8221; adında bir arkadaşlarının eskişehirde böyle bir mekan olsa çok iyi olur demesini hatırlatıp onun için birer yudum içkilerini içmeleri akılda kalan ayrıntılardandı.</p>
<p>İşte konserden görüntüler. Elimizde sadece telefon vardı, idare edin artık <img src='http://www.siradakisarki.com/wp-includes/images/smilies/icon_smile.gif' alt=':)' class='wp-smiley' /> </p>
<div class="columns three first blank"><div >
	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 170px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/15042012281.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 170px; height: 100px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/15042012281.jpg&amp;h=100&amp;w=170&amp;zc=1" alt="" style="width: 170px; height: 100px;" /></a>
		
	</div>
	
	</div></div> <div class="columns three middle blank"><div >
	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 170px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/15042012282.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 170px; height: 100px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/15042012282.jpg&amp;h=100&amp;w=170&amp;zc=1" alt="" style="width: 170px; height: 100px;" /></a>
		
	</div>
	
	</div></div> <div class="columns three last blank"><div >
	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 170px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/SNC00032.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 170px; height: 100px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/SNC00032.jpg&amp;h=100&amp;w=170&amp;zc=1" alt="" style="width: 170px; height: 100px;" /></a>
		
	</div>
	
	</div></div><div class="clear"></div>
<div class="columns two first blank"><div >
	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 170px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/SNC00031.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 170px; height: 100px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/SNC00031.jpg&amp;h=100&amp;w=170&amp;zc=1" alt="" style="width: 170px; height: 100px;" /></a>
		
	</div>
	
	</div></div> <div class="columns two last blank"><div >
	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 170px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/SNC00030.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 170px; height: 100px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/SNC00030.jpg&amp;h=100&amp;w=170&amp;zc=1" alt="" style="width: 170px; height: 100px;" /></a>
		
	</div>
	
	</div></div><div class="clear"></div>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siradakisarki.com/eskisehir-peyote-nekropsi-konseri/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Türkiye&#8217;de Alternatif Müzik</title>
		<link>http://www.siradakisarki.com/turkiyede-alternatif-muzik/</link>
		<comments>http://www.siradakisarki.com/turkiyede-alternatif-muzik/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Apr 2012 23:37:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ZaferSernikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[alternatif müzik]]></category>
		<category><![CDATA[türkiyede alternatif müzik]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siradakisarki.com/?p=4160</guid>
		<description><![CDATA[Popüler olma aşkıyla yanıp tutuşan ve bu heves peşinde ruhunu satan müzisyenlere alternatif üreten, içinden geleni sunan müzisyenler bulabilmek giderek zorlaşıyor. Bunda müzik piyasasının üretimden ziyade tüketime dayalı halinin giderek sertleşmesi muhtemelen en büyük etken, ama yazımızın konusu bu değil. Yazımızın konusu Türkiye&#8217;de alternatif müziklerin nerede, nasıl, kimler tarafından üretildiği ve paylaşıldığı. Öncelikle alternatif müzik nedir, bunu tartışmaya açmamız gerekiyor. Burada da kilit sözcük olan &#8220;alternatif&#8221;, &#8220;neye alternatif?&#8221; sorusunu sormamıza yol açıyor. Bu soruyu sorarsak alacağımız cevap da şu: Hapsedilmiş, ideolojik ve müzikal açıdan sınırlandırılmış, maddi kaygılar peşinde koşan konserve müziğe alternatif. Söylediğimiz gibi burada bir müzik piyasası eleştirisi peşinde değiliz; aynı şekilde az önce yaptığımız tanım alternatif olmayan müziğe bir eleştiri niteliği de taşımıyor. Yani maddi kaygılar peşinde yapılmış veyahut ideolojik açıdan sınırlandırılmış müzik türlerini değersiz addetmiyoruz. Yaptığımız yalnızca bir tanım. Alternatif müzik, yeni müzik türlerinin oluşumu yavaşlamasına rağmen yeni müzisyen sayısının artmasıyla ortaya çıkmış bir kavram. Modern müzik tarihi incelendiği zaman 50&#8242;lerden sonra her 10 yılda çok büyük müzikal değişimler olduğu gözlemlenirken, 90&#8242;lar ve 2000&#8242;ler arasında bu kadar dramatik bir fark görülemiyor. Diğer yandan 2000&#8242;lerde 90&#8242;ların yeni müzik türlerinin harmanlanarak tekrar tekrar sunulduğu da görülebiliyor. İşte bu karmaşa içinde yeni çıkan müzik türü de az olduğu için bunları tek bir tarz içinde toplama gerekliliği doğuyor. Bu tarz da müzikaliteden ziyade, birbirinden farklı tür müzikler yapmalarına rağmen aynı kitleye hitap eden ve benzer sosyolojik taban içinde bulunan müzisyenleri bir araya toplayan &#8220;Alternatif Müzik&#8221;&#8216;ten başka bir şey değil. Türkiye&#8217;de alternatif müziğin temeli aslında Moğollar ve Erkin Koray&#8217;a dayanıyor. Sonrasında ise 1990&#8242;lara kadar süren sessizlik Nekropsi ve Replikas ile tekrar bozuluyor. 1989&#8242;da kurulan Nekropsi&#8217;nin 1997&#8242;de yayınladığı Mi Kubbesi albümü ses getirirken, onu 1993&#8242;te kurulan Replikas&#8217;ın 2000 yılında yayınladığı Köledoyuran albümü takip ediyor. O döneme kadar Türkiye&#8217;de pek fazla görülmemiş müzikler yapan bu iki grubu Ankara menşaili Metropolis izliyor ve 2002 yılında albümleri Makine&#8217;yi yayınlıyorlar. 2000&#8242;lerin başında Türkiye&#8217;de bu tip albümlerin yayınlanabiliyor olması ve bu grupların verdiği ilgi çeken konserler, yalnızca yabancı müzik dinleyen ve yabancıların yaptığı gibi müzik yapmaya çalışan müzisyenlere büyük bir cesaret veriyor. Alternatif müziğin ilk dalgası bu gruplarla sona ererken ikinci dalga daha büyük bir şekilde gelmeye başlıyor. 2000li yıllarda ortaya çıkan Korhan Futacı projeleri Tamburada, Dandadadan ile Kafabindünya, Proudpilot, Toz ve Toz, Fairuz Derin Bulut, Baba Zula, Ayyuka gibi gruplar şimdinin temelini atıyorlar. Onlara Eskişehir&#8217;den Gevende eşlik ediyor. 2000&#8242;lerin ikinci yarısında büyük  bir hareketlilik başlıyor. İsimleri sayılamayacak kadar fazla bir çok grup ve müzisyen yeraltı müzik piyasasında ismini duyurmaya ve değerli işler sunmaya başlıyor. Burada da İstanbul için çok önemli bir sahne olan Peyote&#8217;nin adı ön plana çıkmaya başlıyor. Tüm bu grupların seyirciyle samimi bir ortamda buluşmasını sağlayan ve çoğunlukla onları seyirciyle tanıştıran yer olan Peyote, müzik direktörü Hakan Orman ile alternatif müzik piyasasının yıldızı oluyor. Şimdilere dönersek, Türkiye&#8217;de ya da İstanbul&#8217;da alternatif müzik altın çağının ardından ufak bir bocalama içinde. Çok iyi ve çok sayıda yeni gruba sahip olsa da büyük grup yaratmakta zorluk çekildiği görülüyor. Son dönemde Büyük Ev Ablukada, Korhan Futacı ve Kara Orkestra, Replikas ve Gevende en ilgi çekici gruplar olsalar da daha genç...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Popüler olma aşkıyla yanıp tutuşan ve bu heves peşinde ruhunu satan müzisyenlere alternatif üreten, içinden geleni sunan müzisyenler bulabilmek giderek zorlaşıyor. Bunda müzik piyasasının üretimden ziyade tüketime dayalı halinin giderek sertleşmesi muhtemelen en büyük etken, ama yazımızın konusu bu değil. Yazımızın konusu Türkiye&#8217;de alternatif müziklerin nerede, nasıl, kimler tarafından üretildiği ve paylaşıldığı.</p>
<p>Öncelikle alternatif müzik nedir, bunu tartışmaya açmamız gerekiyor. Burada da kilit sözcük olan &#8220;alternatif&#8221;, &#8220;neye alternatif?&#8221; sorusunu sormamıza yol açıyor. Bu soruyu sorarsak alacağımız cevap da şu:</p>
<p>Hapsedilmiş, ideolojik ve müzikal açıdan sınırlandırılmış, maddi kaygılar peşinde koşan konserve müziğe alternatif.</p>
<p>Söylediğimiz gibi burada bir müzik piyasası eleştirisi peşinde değiliz; aynı şekilde az önce yaptığımız tanım alternatif olmayan müziğe bir eleştiri niteliği de taşımıyor. Yani maddi kaygılar peşinde yapılmış veyahut ideolojik açıdan sınırlandırılmış müzik türlerini değersiz addetmiyoruz. Yaptığımız yalnızca bir tanım.</p>
<p>Alternatif müzik, yeni müzik türlerinin oluşumu yavaşlamasına rağmen yeni müzisyen sayısının artmasıyla ortaya çıkmış bir kavram. Modern müzik tarihi incelendiği zaman 50&#8242;lerden sonra her 10 yılda çok büyük müzikal değişimler olduğu gözlemlenirken, 90&#8242;lar ve 2000&#8242;ler arasında bu kadar dramatik bir fark görülemiyor. Diğer yandan 2000&#8242;lerde 90&#8242;ların yeni müzik türlerinin harmanlanarak tekrar tekrar sunulduğu da görülebiliyor.</p>
<p>İşte bu karmaşa içinde yeni çıkan müzik türü de az olduğu için bunları tek bir tarz içinde toplama gerekliliği doğuyor. Bu tarz da müzikaliteden ziyade, birbirinden farklı tür müzikler yapmalarına rağmen aynı kitleye hitap eden ve benzer sosyolojik taban içinde bulunan müzisyenleri bir araya toplayan &#8220;Alternatif Müzik&#8221;&#8216;ten başka bir şey değil.</p>
<p>Türkiye&#8217;de alternatif müziğin temeli aslında Moğollar ve Erkin Koray&#8217;a dayanıyor. Sonrasında ise 1990&#8242;lara kadar süren sessizlik Nekropsi ve Replikas ile tekrar bozuluyor. 1989&#8242;da kurulan Nekropsi&#8217;nin 1997&#8242;de yayınladığı Mi Kubbesi albümü ses getirirken, onu 1993&#8242;te kurulan Replikas&#8217;ın 2000 yılında yayınladığı Köledoyuran albümü takip ediyor. O döneme kadar Türkiye&#8217;de pek fazla görülmemiş müzikler yapan bu iki grubu Ankara menşaili Metropolis izliyor ve 2002 yılında albümleri Makine&#8217;yi yayınlıyorlar.</p>
<p>2000&#8242;lerin başında Türkiye&#8217;de bu tip albümlerin yayınlanabiliyor olması ve bu grupların verdiği ilgi çeken konserler, yalnızca yabancı müzik dinleyen ve yabancıların yaptığı gibi müzik yapmaya çalışan müzisyenlere büyük bir cesaret veriyor. Alternatif müziğin ilk dalgası bu gruplarla sona ererken ikinci dalga daha büyük bir şekilde gelmeye başlıyor.</p>
<p>2000li yıllarda ortaya çıkan Korhan Futacı projeleri Tamburada, Dandadadan ile Kafabindünya, Proudpilot, Toz ve Toz, Fairuz Derin Bulut, Baba Zula, Ayyuka gibi gruplar şimdinin temelini atıyorlar. Onlara Eskişehir&#8217;den Gevende eşlik ediyor. 2000&#8242;lerin ikinci yarısında büyük  bir hareketlilik başlıyor. İsimleri sayılamayacak kadar fazla bir çok grup ve müzisyen yeraltı müzik piyasasında ismini duyurmaya ve değerli işler sunmaya başlıyor. Burada da İstanbul için çok önemli bir sahne olan Peyote&#8217;nin adı ön plana çıkmaya başlıyor. Tüm bu grupların seyirciyle samimi bir ortamda buluşmasını sağlayan ve çoğunlukla onları seyirciyle tanıştıran yer olan Peyote, müzik direktörü Hakan Orman ile alternatif müzik piyasasının yıldızı oluyor.</p>
<p>Şimdilere dönersek, Türkiye&#8217;de ya da İstanbul&#8217;da alternatif müzik altın çağının ardından ufak bir bocalama içinde. Çok iyi ve çok sayıda yeni gruba sahip olsa da büyük grup yaratmakta zorluk çekildiği görülüyor. Son dönemde Büyük Ev Ablukada, Korhan Futacı ve Kara Orkestra, Replikas ve Gevende en ilgi çekici gruplar olsalar da daha genç grupların seyirci bulma sıkıntısı çektiği görülüyor. Müziğin sunulduğu yer sayısı ise artmış durumda. Peyote&#8217;ye İstanbul Avrupa yakasında Dogzstar, Anadolu&#8217;da ise Baykuş ve Arka Oda eşlik ediyor. Peyote aynı zamanda 2012 Nisan başında açtığı Peyote Eskişehir ile müziği Eskişehir&#8217;e de taşımak istiyor.</p>
<p>Yazımızı sonlandırırken şunu söylemeliyiz:</p>
<p>Müzik sahnede paylaşılır.</p>
<p>Türkiye&#8217;deki bu alternatif sesleri de sahnede izlemek ve dinlemek gerekiyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siradakisarki.com/turkiyede-alternatif-muzik/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>14. İSTANBUL ROCK FESTİVALİ</title>
		<link>http://www.siradakisarki.com/14-istanbul-rock-festivali/</link>
		<comments>http://www.siradakisarki.com/14-istanbul-rock-festivali/#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 05 Apr 2012 09:34:14 +0000</pubDate>
		<dc:creator>ZaferSernikli</dc:creator>
				<category><![CDATA[Festivaller]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[14. istanbul rock festivali]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul teknik üniversitesi rock festivali]]></category>
		<category><![CDATA[itü 2012 rock festivali]]></category>
		<category><![CDATA[itü rock fest]]></category>
		<category><![CDATA[itü rock fest 2012]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siradakisarki.com/?p=4158</guid>
		<description><![CDATA[Amatör ruh, profesyonel yaklaşım ile her yıl İTÜ Rock Kulübü tarafından düzenlenen ve Türkiye&#8217;nin ilk açıkhava rock festivali olma özelligini taşıyan İstanbul Rock Festivallerinin ondördüncüsü; 16 &#8211; 20 Nisan tarihlerinde İTÜ Maslak kampüsünde açıkhavada 5 gün boyunca sahne alacak 27 grup ve söyleşilerle müzikseverlerin karşısında. Yer: İTÜ Maslak Kampüsü – İstanbul Program: 16 Nisan 2012 Pazartesi Gökalp Baykal Sahte Rakı ve B.Ü. Rock Korosu Teneke Trampet Bluezade Koza 17 Nisan 2012 Salı Acil Servis Mispis Neva Sapan Sky Crawlers 18 Nisan 2012 Çarşamba Knight Errant Mantra The Blame Anzeria Nunc Stans 19 Nisan 2012 Perşembe Soul Sacrifice Vengeful Ghoul Baht Furtherial Milk Hunter Itherael 20 Nisan 2012 Cuma Cenotaph Decaying Purity Thrown To The Sun Disembody Awakening Demonic Şöyleşiler Pazartesi: Barkın Engin ile Kayıt Üzerine Salı : İstanbul Üniversite Rock Klüpleri Çarşamba : Akın Eldes ile Söyleşi Perşembe : Pasif Agresif Tayfası Cuma : Geçmiş İTÜ Rock Kulübü Başkanları ile Rock Kulübü Tarihi İTÜ dışından da herkesin ÜCRETSİZ olarak katılabileceği bu festivalde 5 gün boyunca gıda satışlarının yanı sıra çeşitli aktiviteler yapılacaktır. Artik bahar aylarının vazgeçilmezi haline gelen bu müzik ziyafeti, bu yıl da dinleyiciyi festival alanına hapsetmeyi amaçlıyor. Konserler her gün saat 17:00, söyleşiler 15:00’da başlayacaktır. Ayrıntılı bilgi için www.istanbulrockfestivali.com İTÜ ROCK SİZLERİ ÖNEMSİYOR!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Amatör ruh, profesyonel yaklaşım ile her yıl İTÜ Rock Kulübü tarafından düzenlenen ve Türkiye&#8217;nin ilk açıkhava rock festivali olma özelligini taşıyan İstanbul Rock Festivallerinin ondördüncüsü; 16 &#8211; 20 Nisan tarihlerinde İTÜ Maslak kampüsünde açıkhavada 5 gün boyunca sahne alacak 27 grup ve söyleşilerle müzikseverlerin karşısında.</p>

	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 400px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/afis_home.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 400px; height: 521px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/afis_home.jpg&amp;h=521&amp;w=400&amp;zc=0" alt="" style="width: 400px; height: 521px;" /></a>
		
	</div>
	
	
<p>Yer: İTÜ Maslak Kampüsü – İstanbul</p>
<p>Program:</p>
<p><strong>16 Nisan 2012 Pazartesi</strong><br />
Gökalp Baykal<br />
Sahte Rakı ve B.Ü. Rock Korosu<br />
Teneke Trampet<br />
Bluezade<br />
Koza</p>
<p><strong>17 Nisan 2012 Salı</strong><br />
Acil Servis<br />
Mispis<br />
Neva<br />
Sapan<br />
Sky Crawlers</p>
<p><strong>18 Nisan 2012 Çarşamba</strong><br />
Knight Errant<br />
Mantra<br />
The Blame<br />
Anzeria<br />
Nunc Stans</p>
<p><strong>19 Nisan 2012 Perşembe</strong><br />
Soul Sacrifice<br />
Vengeful Ghoul<br />
Baht<br />
Furtherial<br />
Milk Hunter<br />
Itherael</p>
<p><strong>20 Nisan 2012 Cuma</strong><br />
Cenotaph<br />
Decaying Purity<br />
Thrown To The Sun<br />
Disembody<br />
Awakening<br />
Demonic</p>
<p><strong>Şöyleşiler</strong><br />
Pazartesi: Barkın Engin ile Kayıt Üzerine<br />
Salı : İstanbul Üniversite Rock Klüpleri<br />
Çarşamba : Akın Eldes ile Söyleşi<br />
Perşembe : Pasif Agresif Tayfası<br />
Cuma : Geçmiş İTÜ Rock Kulübü Başkanları ile Rock Kulübü Tarihi</p>
<p>İTÜ dışından da herkesin ÜCRETSİZ olarak katılabileceği bu festivalde 5 gün boyunca gıda satışlarının yanı sıra çeşitli aktiviteler yapılacaktır. Artik bahar aylarının vazgeçilmezi haline gelen bu müzik ziyafeti, bu yıl da dinleyiciyi festival alanına hapsetmeyi amaçlıyor.</p>
<p>Konserler her gün saat 17:00, söyleşiler 15:00’da başlayacaktır.</p>
<p>Ayrıntılı bilgi için www.istanbulrockfestivali.com</p>
<p>İTÜ ROCK SİZLERİ ÖNEMSİYOR!</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siradakisarki.com/14-istanbul-rock-festivali/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Death in Vegas: Vegas&#8217;ta Ölen Vegas&#8217;ta Kalır</title>
		<link>http://www.siradakisarki.com/death-in-vegas-vegasta-olen-vegasta-kalir/</link>
		<comments>http://www.siradakisarki.com/death-in-vegas-vegasta-olen-vegasta-kalir/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Apr 2012 20:35:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator>laika</dc:creator>
				<category><![CDATA[Elektronik]]></category>
		<category><![CDATA[İncelemeler]]></category>
		<category><![CDATA[Psychedelic]]></category>
		<category><![CDATA[black hole]]></category>
		<category><![CDATA[british]]></category>
		<category><![CDATA[death in vegas]]></category>
		<category><![CDATA[dirge]]></category>
		<category><![CDATA[dirt]]></category>
		<category><![CDATA[gene clark]]></category>
		<category><![CDATA[iggy pop]]></category>
		<category><![CDATA[ingiliz]]></category>
		<category><![CDATA[richard fearless]]></category>
		<category><![CDATA[scorpio rising]]></category>
		<category><![CDATA[tim holmes]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siradakisarki.com/?p=4142</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Değer verdiğiniz arkadaşlarınıza arada bir müzik önerisinde, şarkı tavsiyelerinde bulunmayı seviyor olmalısınız. Fakat, özellikçe yaşınız ilerledikçe fark edeceğiniz üzere, ortalama bir arkadaş grubunda her bireyin aynı tarz müzikten hoşlanması imkansıza yakın bir durumdur. (Zaten bunun tersi çok sıkıcı bir durum olurdu.) Neyse ki böyle durumlarda imdadınıza yetişecek grup ve müzisyenler mevcut. Tabii ki bu konuda da Londra, dünya müzik piyasasının hep bir adım önünden gitmeye devam ediyor. Konumuz Death in Vegas&#8230; Yalnız dikkat etmekte fayda var, Death in Vegas “herkesin mutlaka seveceği” bir grup değil, fakat grup “çok farklı müzik zevklerine sahip insanların bile bir şekilde mutlaka sevebileceği bir ya da birkaç şarkı yaratmayı becerebilmiş” bir grup. “Fakat nasıl oluyor da böyle oluyor?” sorusunun cevabı ise çok basit: Grup techno’dan reggae’ye, endüstriyel rock’tan big beat’a, krautrock’tan garage’a uzanan birbirinden farklı tarzları harmanlayıp ortaya hiç de sıkıcı olmayan bir şeyler çıkarmayı başarabiliyor. Hem de bunu 15 yıldır orijinalliğini koruyarak gerçekleştiriyor. (Onbeş yılda yalnızca beş stüdyo albümü çıkarmış olmaları canınızı sıkmasın, uslu birer dinleyici olursanız çok geç olmadan takdire şayan Death in Vegas turnelerinden birini de yakalayabilirsiniz.) 1994’de “Dead Elvis” adıyla kurulan grupta yalnızca iki müzisyen vardı: asıl adı Richard Maguire olan Richard Fearless ve Steve Hellier. Fakat grup daha sonra Elvis Presley’nin telif haklarını koruyan şirketin baskısına dayanamayıp ismini “Death in Vegas”a çevirmiş, fakat şirkete inat 1997’de çıkan ilk abümün adını “Dead Elvis” koymaktan da geri kalmamıştır. (Bu albümün yayınlanmasından sonra Hellier gruptan ayrılmış ve yerine zaten stüdyo civarlarında takılmakta olan Tim Holmes gelmiştir. Halen Richard Fearless ve Tim Holmes dışında grupta kalıcı eleman bulunmamaktadır.) Bu albüm “Rocco”, “Rekkit”, “GBH” gibi başarılı şarkılar içerse de eleştirmenlerin gözünde ortalamanın üstüne çıkamamıştır. Yine de albümden yayınlanan ilk single olan “Dirt” hala grubun en beğenilen şarkılarından biri olma özelliğindedir: 1999’da ise grup ikinci albümleri “The Contino Sessions” ile piyasaya geri dönmüş, özellikle big beat’ten uzaklaşan daha minimalist tarzlarıyla albüm satış listelerini şöyle bir silkeleyip kendine getirmiştir. Hata aynı albüm 2000 yılında Mercury müzik ödülüne Coldplay, Doves, Richard Ashcroft, Leftfield gibi önemli grup ve sanatçılarla beraber aday gösterilecek, fakat ödülü Badly Drawn Boy’a kaptıracaktır. (Her ne kadar az önce İngilizleri müzik alanında övmüş olsam da bu noktada canımı sıktılar. Badly Drawn Boy ne ki şimdi? Hipster tek başına çekilmesi zor bir yarattıkken, varın siz düşünün İngiliz hipster’ı nasıl oluyor&#8230;) Ödülü almış olsun ya da olmasın, bu albüm halen grubun en başarılı bulduğum albümüdür. Özellikle Iggy Pop’un vokalleriyle katkıda bulunduğu “Aisha” şarkısının yanısıra, “Aladdin’s Story” ve “Neptune City” de albümün öne çıkan şarkılarındandır. Fakat naçizane fikrimce, grup halen bu albümün en iyi şarkısı olan “Dirge”ü aşabilen bir şarkı üretebilmiş değil. Massive Attack, Paul Weller, Mick Harvey gibi isimlerle de çalışmış olan Dot Allison’ın vokalleri, şarkının isminin (dirge: ağıt) ağırlığını müthiş bir şekilde yansıtmıştır. Zaten hüznün minimalisti makbuldür der eski kulağı kesikler. Şarkının klibi ise başlı başına bir sanat eseri muamelesi görebilir. Bu noktada da grubun albüm kapaklarından şarkı sözlerine her konuda sözü geçen grafik tasarım diplomalı Richard Fearless’ın sanat anlayışına şöyle bir şapka çıkarasım geliyor: Grup bir sonraki albümü “Scorpio Rising” adıyla 2002’de yayınlamıştır. Albümdeki...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>

	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 450px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/Death_In_Vegas.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 450px; height: 260px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/Death_In_Vegas.jpg&amp;h=260&amp;w=450&amp;zc=0" alt="" style="width: 450px; height: 260px;" /></a>
		
	</div>
	
	
<p>Değer verdiğiniz arkadaşlarınıza arada bir müzik önerisinde, şarkı tavsiyelerinde bulunmayı seviyor olmalısınız. Fakat, özellikçe yaşınız ilerledikçe fark edeceğiniz üzere, ortalama bir arkadaş grubunda her bireyin aynı tarz müzikten hoşlanması imkansıza yakın bir durumdur. (Zaten bunun tersi çok sıkıcı bir durum olurdu.) Neyse ki böyle durumlarda imdadınıza yetişecek grup ve müzisyenler mevcut. Tabii ki bu konuda da Londra, dünya müzik piyasasının hep bir adım önünden gitmeye devam ediyor. Konumuz Death in Vegas&#8230; Yalnız dikkat etmekte fayda var, Death in Vegas “herkesin mutlaka seveceği” bir grup değil, fakat grup “çok farklı müzik zevklerine sahip insanların bile bir şekilde mutlaka sevebileceği bir ya da birkaç şarkı yaratmayı becerebilmiş” bir grup. “Fakat nasıl oluyor da böyle oluyor?” sorusunun cevabı ise çok basit: Grup techno’dan reggae’ye, endüstriyel rock’tan big beat’a, krautrock’tan garage’a uzanan birbirinden farklı tarzları harmanlayıp ortaya hiç de sıkıcı olmayan bir şeyler çıkarmayı başarabiliyor. Hem de bunu 15 yıldır orijinalliğini koruyarak gerçekleştiriyor. (Onbeş yılda yalnızca beş stüdyo albümü çıkarmış olmaları canınızı sıkmasın, uslu birer dinleyici olursanız çok geç olmadan takdire şayan Death in Vegas turnelerinden birini de yakalayabilirsiniz.)</p>
<p>1994’de “Dead Elvis” adıyla kurulan grupta yalnızca iki müzisyen vardı: asıl adı Richard Maguire olan Richard Fearless ve Steve Hellier. Fakat grup daha sonra Elvis Presley’nin telif haklarını koruyan şirketin baskısına dayanamayıp ismini “Death in Vegas”a çevirmiş, fakat şirkete inat 1997’de çıkan ilk abümün adını “Dead Elvis” koymaktan da geri kalmamıştır. (Bu albümün yayınlanmasından sonra Hellier gruptan ayrılmış ve yerine zaten stüdyo civarlarında takılmakta olan Tim Holmes gelmiştir. Halen Richard Fearless ve Tim Holmes dışında grupta kalıcı eleman bulunmamaktadır.) Bu albüm “Rocco”, “Rekkit”, “GBH” gibi başarılı şarkılar içerse de eleştirmenlerin gözünde ortalamanın üstüne çıkamamıştır. Yine de albümden yayınlanan ilk single olan “Dirt” hala grubun en beğenilen şarkılarından biri olma özelliğindedir:</p>

	<div class="sc-video aligncenter ">
						
		
						
				<div id="video-DeathInVegas"></div>
			
				
			
			<script>
				jwplayer("video-DeathInVegas").setup({
					file: "http://youtu.be/So3gbmaDUuM",										icons: "true",
					autostart: "false",
					stretching: "fill",
					controlbar: "bottom",
					skin: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/fs39/fs39.xml",
					screencolor: "white",
					height: 320,
					width: 470,
					flashplayer: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/player.swf"
				});
			</script>
		
		
	</div>


<p>1999’da ise grup ikinci albümleri “The Contino Sessions” ile piyasaya geri dönmüş, özellikle big beat’ten uzaklaşan daha minimalist tarzlarıyla albüm satış listelerini şöyle bir silkeleyip kendine getirmiştir. Hata aynı albüm 2000 yılında Mercury müzik ödülüne Coldplay, Doves, Richard Ashcroft, Leftfield gibi önemli grup ve sanatçılarla beraber aday gösterilecek, fakat ödülü Badly Drawn Boy’a kaptıracaktır. (Her ne kadar az önce İngilizleri müzik alanında övmüş olsam da bu noktada canımı sıktılar. Badly Drawn Boy ne ki şimdi? Hipster tek başına çekilmesi zor bir yarattıkken, varın siz düşünün İngiliz hipster’ı nasıl oluyor&#8230;)</p>
<p>Ödülü almış olsun ya da olmasın, bu albüm halen grubun en başarılı bulduğum albümüdür. Özellikle Iggy Pop’un vokalleriyle katkıda bulunduğu “Aisha” şarkısının yanısıra, “Aladdin’s Story” ve “Neptune City” de albümün öne çıkan şarkılarındandır. Fakat naçizane fikrimce, grup halen bu albümün en iyi şarkısı olan “Dirge”ü aşabilen bir şarkı üretebilmiş değil. Massive Attack, Paul Weller, Mick Harvey gibi isimlerle de çalışmış olan Dot Allison’ın vokalleri, şarkının isminin (dirge: ağıt) ağırlığını müthiş bir şekilde yansıtmıştır. Zaten hüznün minimalisti makbuldür der eski kulağı kesikler. Şarkının klibi ise başlı başına bir sanat eseri muamelesi görebilir. Bu noktada da grubun albüm kapaklarından şarkı sözlerine her konuda sözü geçen grafik tasarım diplomalı Richard Fearless’ın sanat anlayışına şöyle bir şapka çıkarasım geliyor:</p>

	<div class="sc-video aligncenter ">
						
		
						
				<div id="video-DeathInVegasDirge"></div>
			
				
			
			<script>
				jwplayer("video-DeathInVegasDirge").setup({
					file: "http://youtu.be/F5nzwqj3utY",										icons: "true",
					autostart: "false",
					stretching: "fill",
					controlbar: "bottom",
					skin: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/fs39/fs39.xml",
					screencolor: "white",
					height: 320,
					width: 470,
					flashplayer: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/player.swf"
				});
			</script>
		
		
	</div>


<p>Grup bir sonraki albümü “Scorpio Rising” adıyla 2002’de yayınlamıştır. Albümdeki şarkıların bazılarında The Byrds, Tortoise, Telex ve Status Quo gibi birbirlerinden milyarlarca ışık yılı uzaklıkta müzik anlayışlarına sahip gruplardan alınmış sample’lar kullanılmış, bu da yetmezmiş gibi Hope Sandoval (ki kendisi dünyanın en hüzünlü yedi harikasından biridir), Liam Gallagher, Paul Weller gibi isimler de albüme konuk olmuştur. Eleştirmenlerden de iyi tepkiler alan bu albümün öne çıkan parçaları arasında Nicola Kuperus’un tabiri caizse “yırtık” vokalleriyle seslendirdiği ve çok da erotik bir klibe sahip olan “Hands Around My Throat”, Gallagher’ların küçüğü olan (buraya daha sonra “hangisi daha iyiydi?” tartışması gelecek) Liam Gallagher’ın seslendirdiği, albümle aynı adı taşıyan “Scorpio Rising”, “Girls” ve 23 Lies gösterilebilir. Enteresan bir şekilde benim albümde en sevdiğim şarkı ise, The Byrds’ten tanıdığımız Gene Clark’ın “So You Say You Lost Your Baby” şarkısının Paul Weller vokalleriyle olan yorumu. (Paul Weller İngilitere’nin Hakan Peker’idir bu arada. Yorumsuz&#8230;)</p>
<p>Bu şarkının orijinal halini ve Death in Vegas yorumunu karşılaştırabilirsiniz:</p>

	<div class="sc-video aligncenter ">
						
		
						
				<div id="video-GeneClark"></div>
			
				
			
			<script>
				jwplayer("video-GeneClark").setup({
					file: "http://youtu.be/-CKvRmsV4vA",										icons: "true",
					autostart: "false",
					stretching: "fill",
					controlbar: "bottom",
					skin: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/fs39/fs39.xml",
					screencolor: "white",
					height: 320,
					width: 470,
					flashplayer: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/player.swf"
				});
			</script>
		
		
	</div>



	<div class="sc-video aligncenter ">
						
		
						
				<div id="video-DeathinVegas"></div>
			
				
			
			<script>
				jwplayer("video-DeathinVegas").setup({
					file: "http://youtu.be/MIisoSOP4Lo",										icons: "true",
					autostart: "false",
					stretching: "fill",
					controlbar: "bottom",
					skin: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/fs39/fs39.xml",
					screencolor: "white",
					height: 320,
					width: 470,
					flashplayer: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/player.swf"
				});
			</script>
		
		
	</div>


<p>Grubun bir sonraki albümü ise 2004 yılında, “Satan’s Circus” adıyla piyasaya çıkmıştır. Önceki albümlerin aksine bu albümde konuk vokalist bulunmamıştır. Grup bu albümle trip-hop, post-punk ve post rok gibi İngiliz hegemonyası altındaki tarzların yanısıra kraut rock tınılarıyla da ön plana çıkmış, Almanlara da selam etmekten geri kalmamıştır. Ayrıca albümde hafif bir Primal Scream havası da sezilmektedir. (Bunu iyi anlamda söylüyorum. Ciddiyim.) Albümün öne çıkan şarkıları arasında “Black Lead”, “Anita Berber” ve “Ein für die Damen” gösterilebilir. Bu şarkının resmi olmayan bir de klibi vardır ki, grubun akıl sağlığını birebir karşılamakta diye düşünüyorum:</p>

	<div class="sc-video aligncenter ">
						
		
						
				<div id="video-EinFurDamen"></div>
			
				
			
			<script>
				jwplayer("video-EinFurDamen").setup({
					file: "http://youtu.be/0pnu9RWWspA",										icons: "true",
					autostart: "false",
					stretching: "fill",
					controlbar: "bottom",
					skin: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/fs39/fs39.xml",
					screencolor: "white",
					height: 320,
					width: 470,
					flashplayer: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/player.swf"
				});
			</script>
		
		
	</div>


<p>Grubun 2011 tarihli son albümü “Trans-Love Energies” ise bir grup çalışması olmaktan ziyade Fearless’in solo projesi olarak görülebilir. Zira 2009’da Holmes ve Fearless yollarını ayırmışlardır. (Bu ayrılığın kalıcı olup olmayacağınnı zaman ve Richard Fearless’ın solo başarısı gösterecek gibi görünüyor.) Genelde synth-pop ve shoegaze arası minimal bir çizgide ilerleyen bu albüm önceki albümler kadar ilgi çekmemiştir. The Kills’ten aşina olduğumuz Jamie Hince “Black Hole” şarkısı için gitar ve vokalde boy göstermeye vakit bulamayınca Fearless grubun 15 yıllık tarihi boyunca ilk kez mikrofonu eline alıp şarkı söylemeye karar vermiş, bunun sonucunda ise ortaya shoegaze/post-punk tadında bir şarkı çıkmıştır. Albümün diğer dikkat çeken şarkıları arasında “You Loft My Acid” ve “Silver Time Machine” de gösterilebilir.</p>

	<div class="sc-video aligncenter ">
						
		
						
				<div id="video-BlackHole"></div>
			
				
			
			<script>
				jwplayer("video-BlackHole").setup({
					file: "http://youtu.be/CNrC2Srmycc",										icons: "true",
					autostart: "false",
					stretching: "fill",
					controlbar: "bottom",
					skin: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/fs39/fs39.xml",
					screencolor: "white",
					height: 320,
					width: 470,
					flashplayer: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/player.swf"
				});
			</script>
		
		
	</div>


<p>Uzun lafın kısası, Death in Vegas dinlemezseniz ölmeyeceğiniz (“Dirge” şaheserini saymıyorum, onu herkes dinlemeli diye düşünüyorum) ama dinlerseniz mutlaka kendinize göre bir şeyler bulabileceğiniz enteresan bir grup. Henüz denemediyseniz bir yerden başlayın, pişman olmayacaksınız.</p>
<p>Sıradaki şarkı hep sizin olsun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siradakisarki.com/death-in-vegas-vegasta-olen-vegasta-kalir/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Tuborg GoldFest &#8217;12</title>
		<link>http://www.siradakisarki.com/tuborg-goldfest-12/</link>
		<comments>http://www.siradakisarki.com/tuborg-goldfest-12/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 04 Apr 2012 08:28:21 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asadibi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Festivaller]]></category>
		<category><![CDATA[Haberler]]></category>
		<category><![CDATA[istanbul open air 2012]]></category>
		<category><![CDATA[tuborg festivali 2012]]></category>
		<category><![CDATA[Tuborg GoldFest '12]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siradakisarki.com/?p=4133</guid>
		<description><![CDATA[Bu yıl İstanbul büyük bir organizasyona daha ev sahipliği yapacak. 4,6 ve 7 Temmuz tarihlerinde Parkorman&#8217;da gerçekleştirilecek olan Tuborg GoldFest 2012&#8242;ye katılacağı kesinleşmiş isimler/gruplar ise oldukça iddialı. Hard rock müziğin efsanevi isimlerinden Guns N&#8217; Roses, özellikle solisti Amy Lee ile adından çok söz ettiren Evanescence ve Finlandiya&#8217;lı enstrumantel rock grubu Apocalyptica&#8217;nın yanı sıra Within Temptation, Godsmack, Lacuna Coil gibi gruplar. “Adam Gibi Bira %100 Malt Tuborg Gold” sloganı altında oldukça ses getireceğe benziyor. Ülkemizi ziyaret edecek bu gruplar dışında Türkiye&#8217;den de Pentagram, Redd, Erdem Yener, Ayşe Saran, Gürcan Ersoy gibi sanatçılar da sahnede yerlerini alacaklar. Tabi bunlar şu ana kadar kesinleşmiş isimler sadece, liste bununla bitmiyecek gibi görünüyor. Tuborg GoldFest, genel olarak türler arasındaki dağılımı iyi yapan, bunu yapmaya özen gösteren ve haliyle sadece Türkiye&#8217;de değil, dünya genelinde adından söz ettiren bir festival. 3 gün boyunca rock müziğin farklı türlerini dinleme, dünyaca ünlü grupları sahnede canlı olarak izlemek isteyenler için güzel bir haber, biletler 03 Nisan 2012 itibariyle Biletix üzerinden satışta. İlgilinenlere duyrulur, en çok ilgilenenlerden biri olarak da öncelikle kendime duyurmak istiyorum ama 7 Temmuz&#8217;da ablamın düğününün olması hiç hoş olmadı. Ancak bilet fiyatlarının oldukça pahalı olduğunu söylememde fayda var sanırım. Normal kombine biletler 150 TL, sahne önü 371 TL, VIP 530 TL. İstanbul güzel bir müzik organizasyonuna ev sahibi yapacak ve sıcak yaz günlerinde buz gibi Tuborg biralar ile konser alanlarını doldurup dünyaca ünlü grupların şerefine içmek rockseverler için çok güzel bir deneyim olacaktır diye düşünüyorum. Gidecek olanlara şimdiden iyi eğlenceler.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 600px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/GunsNRoses-tuborg-fest.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 600px; height: 840px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/GunsNRoses-tuborg-fest.jpg&amp;h=840&amp;w=600&amp;zc=1" alt="" style="width: 600px; height: 840px;" /></a>
		
	</div>
	
	
<p>Bu yıl İstanbul büyük bir organizasyona daha ev sahipliği yapacak. 4,6 ve 7 Temmuz tarihlerinde Parkorman&#8217;da gerçekleştirilecek olan Tuborg GoldFest 2012&#8242;ye katılacağı kesinleşmiş isimler/gruplar ise oldukça iddialı. Hard rock müziğin efsanevi isimlerinden Guns N&#8217; Roses, özellikle solisti Amy Lee ile adından çok söz ettiren Evanescence ve Finlandiya&#8217;lı enstrumantel rock grubu Apocalyptica&#8217;nın yanı sıra Within Temptation, Godsmack, Lacuna Coil gibi gruplar.</p>

	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 420px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/12797_1.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 420px; height: 350px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/12797_1.jpg&amp;h=350&amp;w=420&amp;zc=1" alt="" style="width: 420px; height: 350px;" /></a>
		
	</div>
	
	
“Adam Gibi Bira %100 Malt Tuborg Gold” sloganı altında oldukça ses getireceğe benziyor. Ülkemizi ziyaret edecek bu gruplar dışında Türkiye&#8217;den de Pentagram, Redd, Erdem Yener, Ayşe Saran, Gürcan Ersoy gibi sanatçılar da sahnede yerlerini alacaklar. Tabi bunlar şu ana kadar kesinleşmiş isimler sadece, liste bununla bitmiyecek gibi görünüyor.</p>
<p>Tuborg GoldFest, genel olarak türler arasındaki dağılımı iyi yapan, bunu yapmaya özen gösteren ve haliyle sadece Türkiye&#8217;de değil, dünya genelinde adından söz ettiren bir festival. 3 gün boyunca rock müziğin farklı türlerini dinleme, dünyaca ünlü grupları sahnede canlı olarak izlemek isteyenler için güzel bir haber, biletler 03 Nisan 2012 itibariyle Biletix üzerinden satışta. İlgilinenlere duyrulur, en çok ilgilenenlerden biri olarak da öncelikle kendime duyurmak istiyorum ama 7 Temmuz&#8217;da ablamın düğününün olması hiç hoş olmadı. Ancak bilet fiyatlarının oldukça pahalı olduğunu söylememde fayda var sanırım. Normal kombine biletler 150 TL, sahne önü 371 TL, VIP 530 TL.</p>
<p>İstanbul güzel bir müzik organizasyonuna ev sahibi yapacak ve sıcak yaz günlerinde buz gibi Tuborg biralar ile konser alanlarını doldurup dünyaca ünlü grupların şerefine içmek rockseverler için çok güzel bir deneyim olacaktır diye düşünüyorum. Gidecek olanlara şimdiden iyi eğlenceler.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siradakisarki.com/tuborg-goldfest-12/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>6</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Govinda &#8211; Falling From Grace</title>
		<link>http://www.siradakisarki.com/govinda-falling-from-grace/</link>
		<comments>http://www.siradakisarki.com/govinda-falling-from-grace/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2012 10:18:54 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Polat</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Tek Şarkı]]></category>
		<category><![CDATA[erotic rhythms from earth]]></category>
		<category><![CDATA[falling from grace]]></category>
		<category><![CDATA[govinda]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siradakisarki.com/?p=4123</guid>
		<description><![CDATA[Uzun zamandır kulaklarımda çınlayan ve her seferinde &#8220;bunun hakkında bir şeyler karalamam lazım&#8221; cümlesini bana söyleten şarkı, falling from grace&#8230; Bir şeyler karalamak isteyip hakkında 2 cümle oluşturamamakta kendisinin üzerimde bıraktığı etkinin kanıtıdır. Şarkı Govinda&#8217;nın &#8217;Erotic Rhythms From Earth Albümümden. Bir albüm ismi bu kadar çok şeyi içinde barındırmamalı. 1:40 taki ve benzeri yükselişlerle bazı duyguların yerini başkaları alıyor. Her zaman çok sevmişimdir dalgalanmalar yaratan şarkıları. &#160; Sıradaki Şarkı Govinda&#8217;dan Falling From Grace sizler için gelsin. Zarafetin düşüşü, zarafet düşüyor, zarafet düştü&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Uzun zamandır kulaklarımda çınlayan ve her seferinde &#8220;bunun hakkında bir şeyler karalamam lazım&#8221; cümlesini bana söyleten şarkı, falling from grace&#8230;</p>

	<div class="sc-video aligncenter ">
						
		
						
				<div id="video-FallingFromGrace"></div>
			
				
			
			<script>
				jwplayer("video-FallingFromGrace").setup({
					file: "http://youtu.be/ARhm8-g8OzA",										icons: "true",
					autostart: "false",
					stretching: "fill",
					controlbar: "bottom",
					skin: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/fs39/fs39.xml",
					screencolor: "white",
					height: 320,
					width: 470,
					flashplayer: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/player.swf"
				});
			</script>
		
		
	</div>


<p>Bir şeyler karalamak isteyip hakkında 2 cümle oluşturamamakta kendisinin üzerimde bıraktığı etkinin kanıtıdır. Şarkı Govinda&#8217;nın &#8217;Erotic Rhythms From Earth Albümümden. Bir albüm ismi bu kadar çok şeyi içinde barındırmamalı. 1:40 taki ve benzeri yükselişlerle bazı duyguların yerini başkaları alıyor. Her zaman çok sevmişimdir dalgalanmalar yaratan şarkıları.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sıradaki Şarkı Govinda&#8217;dan Falling From Grace sizler için gelsin. Zarafetin düşüşü, zarafet düşüyor, zarafet düştü&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siradakisarki.com/govinda-falling-from-grace/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bu Şİmşek Başka Şİmşek !</title>
		<link>http://www.siradakisarki.com/bu-simsek-baska-simsek/</link>
		<comments>http://www.siradakisarki.com/bu-simsek-baska-simsek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 02 Apr 2012 08:56:20 +0000</pubDate>
		<dc:creator>Adonis</dc:creator>
				<category><![CDATA[Caz]]></category>
		<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[beyoğlu nublu]]></category>
		<category><![CDATA[ilhan erşahin]]></category>
		<category><![CDATA[Jazz]]></category>
		<category><![CDATA[nublu]]></category>
		<category><![CDATA[nublu sound]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siradakisarki.com/?p=4114</guid>
		<description><![CDATA[ight Rider, nam-ı diğer kara şimşek. Aklınıza hemen 80’lerin Michael Knight’lı kült dizisi gelmesin. Bu yazımız malesef onunla ilgili değil, aslına bakarsanız daha da güzeli tadı damaklarda bırakan bir caz albümü. &#160;   Daha evvel, özellikle New York Nublu’dan tanıdığımız İlhan Erşahin wax poetic çalışmalarıyla ses getirdi. Bir çok ünlü şarkıcı ile çalıştı hatta bunlar arasında Eddie Henderson ile Norah Jones bile yer alıyor. Yaptıkları müzik bilindik kalıpları olan saf cazın dışına çıkıyor ama dinleyiciyi bir yerden yakalıyor, bunun sayısız nedeni var birçok dinleyici ile girdiğim diyalog içerisinde kimisi Alp Ersönmez’in Groove ritimlerine bayılıyor (Evet, ben de bayılıyorum) kimisi İzzet Kızıl’ın ritimlerine hasta oluyor kimi de  Turgut Alp Bekoğlu’nun baget vuruşlarına. Çevremdekilere şu yeni dönemde şiddetle tavsiye ettiğim albümlerden birisi Istanbul Sessions oldu, tavsiye ederken bas, darbuka, saksafon bu üçünü bir arada harmanlayabilir misin? Sorusu karşısında o garip bakışlar artık bana “Evet dinlemek istiyorum” Cevabını anımsatıyor. Tabi albümün leziz olmasında Erik Truffaz’ın da katkısı büyük. &#160;   Benim tanışmam ise bir arkadaşımın daveti üzerine oldu, yeni dinleyeceğim türlere karşı ön yargım olmuyor. Sonuçta bu müzik evrensel bir iş olduğu için direk içinize işlemesi ile alakalı bir durum. Konserlerde en dikkat çeken durumlardan birisi de sahne performansı, hani o platformda seyirci ile girilen diyalog ve karşındakine hissettirebildiğin enerji gerçekten de en önemlisi işte bunu bu adamlar hakkıyla başarabiliyor. Bazen birbiriyleriyle o kadar kaynaşıyorlar ki aşık atışması gibi saksafon, darbuka’ya bateri bas gitara kafa tutuyor. Hatta o gün şanslı gününüzdeyseniz İlhan Erşahin sizi sahneye davet ediyor. &#160; Hazırlıklar bitti ve …     İlk albüm sonrası verilen yurtdışı konserlerinin ardından İlhan Erşahin’le Beyoğlu-Nublu’da ufak bir sohbet yapma imkanım olmuştu yeni parçalardan çalmaya başlamışlardı. Açıkçası beklemek işkence gibiydi “Yeni albüm ne zaman çıkacak?” Sorusu üzerine “Çok yakında” dedi fakat bu bekleyiş uzun sürdü derken yeni albüm lansmanı ile 1 Mart Tarihinde Babylon sahnesinde yer alacaklar. Night Rider adını verdikleri albüm ilkinin pozitifliğiyle devam ederek kendini hemen kulaklara kaynaştırıyor. Bu yazıyı hazırlarken de yeni albümü dinleme fırsatım oldu fazla detay vermeyeyim sürprizi kaçmasın albüm dokuz  parçadan oluşuyor. Favori parçam ise tüm ısrarlarımla Alp Ersönmez’e sorduğum altı numaralı parça “One Zero”.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span class="dropcap1" style="color: ;">N</span>
<p>ight Rider, nam-ı diğer kara şimşek. Aklınıza hemen 80’lerin Michael Knight’lı kült dizisi gelmesin. Bu yazımız malesef onunla ilgili değil, aslına bakarsanız daha da güzeli tadı damaklarda bırakan bir caz albümü.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>  D</strong>aha evvel, özellikle New York Nublu’dan tanıdığımız İlhan Erşahin wax poetic çalışmalarıyla ses getirdi. Bir çok ünlü şarkıcı ile çalıştı hatta bunlar arasında Eddie Henderson ile Norah Jones bile yer alıyor. Yaptıkları müzik bilindik kalıpları olan saf cazın dışına çıkıyor ama dinleyiciyi bir yerden yakalıyor, bunun sayısız nedeni var birçok dinleyici ile girdiğim diyalog içerisinde kimisi Alp Ersönmez’in Groove ritimlerine bayılıyor (Evet, ben de bayılıyorum) kimisi İzzet Kızıl’ın ritimlerine hasta oluyor kimi de  Turgut Alp Bekoğlu’nun baget vuruşlarına. Çevremdekilere şu yeni dönemde şiddetle tavsiye ettiğim albümlerden birisi Istanbul Sessions oldu, tavsiye ederken bas, darbuka, saksafon bu üçünü bir arada harmanlayabilir misin? Sorusu karşısında o garip bakışlar artık bana “Evet dinlemek istiyorum” Cevabını anımsatıyor. Tabi albümün leziz olmasında Erik Truffaz’ın da katkısı büyük.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>  B</strong>enim tanışmam ise bir arkadaşımın daveti üzerine oldu, yeni dinleyeceğim türlere karşı ön yargım olmuyor. Sonuçta bu müzik evrensel bir iş olduğu için direk içinize işlemesi ile alakalı bir durum. Konserlerde en dikkat çeken durumlardan birisi de sahne performansı, hani o platformda seyirci ile girilen diyalog ve karşındakine hissettirebildiğin enerji gerçekten de en önemlisi işte bunu bu adamlar hakkıyla başarabiliyor. Bazen birbiriyleriyle o kadar kaynaşıyorlar ki aşık atışması gibi saksafon, darbuka’ya bateri bas gitara kafa tutuyor. Hatta o gün şanslı gününüzdeyseniz İlhan Erşahin sizi sahneye davet ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Hazırlıklar bitti ve …</strong></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong>  İ</strong>lk albüm sonrası verilen yurtdışı konserlerinin ardından İlhan Erşahin’le Beyoğlu-Nublu’da ufak bir sohbet yapma imkanım olmuştu yeni parçalardan çalmaya başlamışlardı. Açıkçası beklemek işkence gibiydi “Yeni albüm ne zaman çıkacak?” Sorusu üzerine “Çok yakında” dedi fakat bu bekleyiş uzun sürdü derken yeni albüm lansmanı ile 1 Mart Tarihinde Babylon sahnesinde yer alacaklar. Night Rider adını verdikleri albüm ilkinin pozitifliğiyle devam ederek kendini hemen kulaklara kaynaştırıyor. Bu yazıyı hazırlarken de yeni albümü dinleme fırsatım oldu fazla detay vermeyeyim sürprizi kaçmasın albüm dokuz  parçadan oluşuyor. Favori parçam ise tüm ısrarlarımla Alp Ersönmez’e sorduğum altı numaralı parça “One Zero”.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siradakisarki.com/bu-simsek-baska-simsek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Çalıntı mı? Benzerlik mi?</title>
		<link>http://www.siradakisarki.com/calinti-mi-benzerlik-mi/</link>
		<comments>http://www.siradakisarki.com/calinti-mi-benzerlik-mi/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2012 21:27:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asadibi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Nije Ljubav Stvar]]></category>
		<category><![CDATA[paradise]]></category>
		<category><![CDATA[şarkı benzerliği]]></category>
		<category><![CDATA[Zeljko Joksimovic]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siradakisarki.com/?p=4106</guid>
		<description><![CDATA[Zeljko Joksimovic&#8217;i 2004 yılında Türkiye&#8217;de düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması&#8217;nda seslendirdiği Lane Moje adlı şarkısıyla tanıdık. Irkçı söylemleri olduğu iddiasıyla kendisini pek sevemesek de(ki şahsen ben duymadım) şarkıyı hepimiz çok sevdik. Zeljko Joksimovic kendini tüm Avrupa&#8217;ya hatta tüm dünyaya duyurdu ve Balkanlar&#8217;ın en değerli müzisyenlerinden biri haline geliverdi birden. 8 yıl sonra yeniden Eurovision sahnesine adını yazdıracak olan Joksimovic, bu yıl Sırbistan adına bekleneni pek de vermiş olarak görünmüyor. Yarışmaya katılacağını açıkladığı anda birçok otoritenin birinci olacağına kesin gözüyle baktığı sanatçı, hem Lane Moje&#8217;ye göre daha az etkileyici bir şarkıyla yarışmaya katıldı, hem de şarkının müziği Coldplay grubunun Paradise adlı ünlü şarkısının introsuna aşırı derecede benziyor. İlk dinlediğimde &#8220;bari bu kadar bilindik bir şarkıdan çalmasaydın&#8221; bile dedim kendi kendime.. &#160; Balkanların en ünlü şarkıcı, besteci, söz yazarı ve daha neleri neleri olan Joksimovic çok fazla da tepki topladı şarkısını açıkladıktan sonra, Nije Ljubav Stvar isimli şarkının müziği Paradise&#8217;ın introsu ile neredeyse aynı. EBU(Avrupa Yayın Birliği) şarkıyı geri çevirmedi. Zeljko Joksimovic ise iddialar karşısında henüz bir açıklama yapmadı, yaptıysa da benim haberim yok. Bildiğim kadarıyla Coldplay&#8217;den de konuyla ilgili bir açıklama yok. Bu Paradise&#8217;ın videosu: Bu da Nije Ljubav Stvar&#8217;ın videosu: Tabi kullanılan enstrumanlar, sesler, tınılar, vurgular, nameler çok farklı olsa da müzikteki benzerlik tartışılmaz. Kariyerinin en önemli zamanlarında çok biindik bir şarkının müziğinden esinlenerek(!) yeni bir şarkı besteleyen Zeljko Joksimovic hala 2012 yılının iddialı yarışmacılarından. Lane Moje şarkısıyla yakaladığı 2.likten daha iyisini yapabilecek mi, hep birlikte göreceğiz. Ama çalıntı iddiaları uzun süre devam edecek gibi görünüyor.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Zeljko Joksimovic&#8217;i 2004 yılında Türkiye&#8217;de düzenlenen Eurovision Şarkı Yarışması&#8217;nda seslendirdiği Lane Moje adlı şarkısıyla tanıdık. Irkçı söylemleri olduğu iddiasıyla kendisini pek sevemesek de(ki şahsen ben duymadım) şarkıyı hepimiz çok sevdik. Zeljko Joksimovic kendini tüm Avrupa&#8217;ya hatta tüm dünyaya duyurdu ve Balkanlar&#8217;ın en değerli müzisyenlerinden biri haline geliverdi birden. 8 yıl sonra yeniden Eurovision sahnesine adını yazdıracak olan Joksimovic, bu yıl Sırbistan adına bekleneni pek de vermiş olarak görünmüyor. Yarışmaya katılacağını açıkladığı anda birçok otoritenin birinci olacağına kesin gözüyle baktığı sanatçı, hem Lane Moje&#8217;ye göre daha az etkileyici bir şarkıyla yarışmaya katıldı, hem de şarkının müziği Coldplay grubunun Paradise adlı ünlü şarkısının introsuna aşırı derecede benziyor. İlk dinlediğimde &#8220;bari bu kadar bilindik bir şarkıdan çalmasaydın&#8221; bile dedim kendi kendime..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Balkanların en ünlü şarkıcı, besteci, söz yazarı ve daha neleri neleri olan Joksimovic çok fazla da tepki topladı şarkısını açıkladıktan sonra, Nije Ljubav Stvar isimli şarkının müziği Paradise&#8217;ın introsu ile neredeyse aynı. EBU(Avrupa Yayın Birliği) şarkıyı geri çevirmedi. Zeljko Joksimovic ise iddialar karşısında henüz bir açıklama yapmadı, yaptıysa da benim haberim yok. Bildiğim kadarıyla Coldplay&#8217;den de konuyla ilgili bir açıklama yok.</p>
<p>Bu Paradise&#8217;ın videosu:</p>

	<div class="sc-video aligncenter ">
						
		
						
				<div id="video-Paradise"></div>
			
				
			
			<script>
				jwplayer("video-Paradise").setup({
					file: "http://www.youtube.com/watch?v=1G4isv_Fylg",										icons: "true",
					autostart: "false",
					stretching: "fill",
					controlbar: "bottom",
					skin: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/fs39/fs39.xml",
					screencolor: "white",
					height: 320,
					width: 470,
					flashplayer: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/player.swf"
				});
			</script>
		
		
	</div>


Bu da Nije Ljubav Stvar&#8217;ın videosu:</p>

	<div class="sc-video aligncenter ">
						
		
						
				<div id="video-2"></div>
			
				
			
			<script>
				jwplayer("video-2").setup({
					file: "http://www.youtube.com/watch?v=75weifR47m0",										icons: "true",
					autostart: "false",
					stretching: "fill",
					controlbar: "bottom",
					skin: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/fs39/fs39.xml",
					screencolor: "white",
					height: 320,
					width: 470,
					flashplayer: "http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/mediaplayer/player.swf"
				});
			</script>
		
		
	</div>


<p>Tabi kullanılan enstrumanlar, sesler, tınılar, vurgular, nameler çok farklı olsa da müzikteki benzerlik tartışılmaz. Kariyerinin en önemli zamanlarında çok biindik bir şarkının müziğinden esinlenerek(!) yeni bir şarkı besteleyen Zeljko Joksimovic hala 2012 yılının iddialı yarışmacılarından. Lane Moje şarkısıyla yakaladığı 2.likten daha iyisini yapabilecek mi, hep birlikte göreceğiz. Ama çalıntı iddiaları uzun süre devam edecek gibi görünüyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siradakisarki.com/calinti-mi-benzerlik-mi/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>The Gutter Twins &#8211; Saturnalia</title>
		<link>http://www.siradakisarki.com/the-gutter-twins-saturnalia/</link>
		<comments>http://www.siradakisarki.com/the-gutter-twins-saturnalia/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2012 16:28:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>laika</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[İncelemeler]]></category>
		<category><![CDATA[alternatif rock]]></category>
		<category><![CDATA[alternative rock]]></category>
		<category><![CDATA[dark]]></category>
		<category><![CDATA[greg dulli]]></category>
		<category><![CDATA[grunge]]></category>
		<category><![CDATA[gutter twins]]></category>
		<category><![CDATA[mark lanegan]]></category>
		<category><![CDATA[screaming trees]]></category>
		<category><![CDATA[the afghan whigs]]></category>
		<category><![CDATA[the gutter twins]]></category>
		<category><![CDATA[twilight singers]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siradakisarki.com/?p=4087</guid>
		<description><![CDATA[Bu aralar “yeni müzik” o kadar az ilgi çekici ki bazen ne dinleyeceğimi şaşırıyorum. Neyse ki hala zamanda geriye dönüp dinler dinlemez “Bunu 5 yıl önce dinlemiş olsaydım şimdi nasıl da şahane bir insan olurmuşum, adeta eksik yetişmişim.” diyebileceğim albümler çıkıyor dijital arşivlerin tozlu raflarından. İşte bu albüm de bu tip “hayat kurtarıcı” albümlerden biri. Bundan yaklaşık dokuz ay önce&#8211;ki hayattaki en önemli şeyler hep dokuz ayda olur&#8211;İstanbul’un akılalmaz trafiğiyle yaşamaya başlamam gerekti, haliyle eski ve giderek sıkıcılaşan müzik zevkimi şehrin acımasız toplu taşıma trafiğinin aynı and hem agresif hem de hüzünlü ve pişman olabilen halet-i ruhiyesine uyduram gerekiyordu. Müzik çalarımdaki tüm şarkıları gözlerinin yaşına bakmadan tek kalemde sildim ve bu albümü, sadece bu albümü, alete atarak rutin “anne ben büyüdüm ve işe gidiyorum artık” yolculuğuna başladım. Tamam, Greg Dulli ve Mark Lanegan’ı tanıyordum ama bu “The Gutter Twins” dişe dokunur bir proje miydi, yoksa sıklıkla karşılaştığımız, iki abinin madde bağımlılığından kurtulma çabaları sırasında yaptığı, çok matah görünen ama içi boş bir çaba mıydı? (Parantez açalım, parantezleri sevelim: Hiçbir müziksevere “Aaaa&#8230; Nasıl da bilmezsin sen bu müzisyenleri? Ne kadar da saçmasın, yıkıl karşımdan!” şeklinde yaklaşmamak gerekir. Hepimizin çok acayip yollara sapan birbirinden tuhaf hayatları var. O yüzden anneye anlatır gibi, tane tane şu müzisyenleri bir özet geçmekte fayda var. Greg Dulli, Amerika’da 90’ların grunge akımında kendine birazcık daha farklı bir yol çizip o diyarlarda bir şekilde çok popüler olan The Afghan Whigs grubunun ‘frontman’i idi. Grubun ülkemizde bir Nirvana, bir Alice in Chains, bir Pearl Jam etkisi bırakmamasının sebebini inanın bilmiyorum, fakat dediğim gibi, kulvarlar farklıydı. The Afghan Whigs kişisel bunalımlarını aşk, erotizm ve hatta bazen düpedüz seks kokan temalarda dinleyiciye yansıtırken alternatif rock tınılarına biraz soul, biraz funk karıştırıyordu. Mark Lanegan ise 90’ların Seattle çocuklarından. Açık ve net. Bilen bilir demeyeceğim, zira o ne öyle, klavye delikanlısı gibi, “bizi bilen bilir&#8230;” der gibi&#8230; Lanegan, tam bir grunge adamıydı, Kurt Cobain, Layne Staley, Eddie Vedder, Chris Cornell, Andrew Wood tayfasından, birbuçuğuncu nesil grunge delikanlılarındandı. Fakat kendisinin grubu olan Screaming Trees, grunge’ın ağır toplarından biraz daha az üretken olabilmiştir, daha az bilinir, daha az sevilir. Çok da “vay efendim, bunlar niye sevilmiyor?” edebiyatı yapmaya gerek yok, çünkü doğrusunu söylemek gerekirse diğerlerinden daha kötülerdi. Belki de yıllar sonra fark ettiğim sebeplerden dolayı kötülerdi. Lanegan’ın vokali diğer öfkeli grunge gençlerinin “Angry Chair”, “Them Bones”, “Scentless Apprentice”, “Rape Me”, “Even Flow”, “Jeremy”, “Rusty Cage” gibi eserlerindeki örnekler kadar öfkeli çıkmıyordu. Çıkamıyordu belki de. En agresif şarkılarda bile öfkenin önüne geçen bir hüzün filtresi vardı Lanegan’ın gırtlağında. Hafif sigara, biraz viski kokan&#8230; Lanegan da bunu fark etmiş olacak ki grubu dağıtıp 21. yüzyıla modern bir Bob Dylan olarak girmeyi tercih etti. Solo albümlerinde çok nadir gün yüzüne çıkan grunge geçmişi, yerini alternatif-country arası yumuşak, latif ve şirin bir tarza bırakmıştı. Yer yer özünü gösteren şarkılar da yapmış, hatta Queens of the Stone Age başta olmak üzere pek çok grup ve projeye öfkelerini incelik ve zekayla yansıtabilme şansı da göstermişti gerçi Lanegan. Solo albümlerindeki tekdüzelikten kaçışını bu projelere olan desteğinde şöyle bir hissetmiş olsak da, anak...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<h1 style="text-align: left;"></h1>

	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 600px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/guttertwins-lp.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 600px; height: 311px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/guttertwins-lp.jpg&amp;h=311&amp;w=600&amp;zc=1" alt="gutter twins" style="width: 600px; height: 311px;" /></a>
		
	</div>
	
	
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: justify;">Bu aralar “yeni müzik” o kadar az ilgi çekici ki bazen ne dinleyeceğimi şaşırıyorum. Neyse ki hala zamanda geriye dönüp dinler dinlemez “Bunu 5 yıl önce dinlemiş olsaydım şimdi nasıl da şahane bir insan olurmuşum, adeta eksik yetişmişim.” diyebileceğim albümler çıkıyor dijital arşivlerin tozlu raflarından. İşte bu albüm de bu tip “hayat kurtarıcı” albümlerden biri.</p>
<p style="text-align: justify;">Bundan yaklaşık dokuz ay önce&#8211;ki hayattaki en önemli şeyler hep dokuz ayda olur&#8211;İstanbul’un akılalmaz trafiğiyle yaşamaya başlamam gerekti, haliyle eski ve giderek sıkıcılaşan müzik zevkimi şehrin acımasız toplu taşıma trafiğinin aynı and hem agresif hem de hüzünlü ve pişman olabilen halet-i ruhiyesine uyduram gerekiyordu. Müzik çalarımdaki tüm şarkıları gözlerinin yaşına bakmadan tek kalemde sildim ve bu albümü, sadece bu albümü, alete atarak rutin “anne ben büyüdüm ve işe gidiyorum artık” yolculuğuna başladım.</p>
<p style="text-align: justify;">Tamam, Greg Dulli ve Mark Lanegan’ı tanıyordum ama bu “The Gutter Twins” dişe dokunur bir proje miydi, yoksa sıklıkla karşılaştığımız, iki abinin madde bağımlılığından kurtulma çabaları sırasında yaptığı, çok matah görünen ama içi boş bir çaba mıydı?</p>

	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 400px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/gutter_twins-1.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 400px; height: 311px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/gutter_twins-1.jpg&amp;h=311&amp;w=400&amp;zc=1" alt="gutter twins" style="width: 400px; height: 311px;" /></a>
		
	</div>
	
	
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: justify;">(Parantez açalım, parantezleri sevelim: Hiçbir müziksevere “Aaaa&#8230; Nasıl da bilmezsin sen bu müzisyenleri? Ne kadar da saçmasın, yıkıl karşımdan!” şeklinde yaklaşmamak gerekir. Hepimizin çok acayip yollara sapan birbirinden tuhaf hayatları var. O yüzden anneye anlatır gibi, tane tane şu müzisyenleri bir özet geçmekte fayda var. Greg Dulli, Amerika’da 90’ların grunge akımında kendine birazcık daha farklı bir yol çizip o diyarlarda bir şekilde çok popüler olan The Afghan Whigs grubunun ‘frontman’i idi. Grubun ülkemizde bir Nirvana, bir Alice in Chains, bir Pearl Jam etkisi bırakmamasının sebebini inanın bilmiyorum, fakat dediğim gibi, kulvarlar farklıydı. The Afghan Whigs kişisel bunalımlarını aşk, erotizm ve hatta bazen düpedüz seks kokan temalarda dinleyiciye yansıtırken alternatif rock tınılarına biraz soul, biraz funk karıştırıyordu. Mark Lanegan ise 90’ların Seattle çocuklarından. Açık ve net. Bilen bilir demeyeceğim, zira o ne öyle, klavye delikanlısı gibi, “bizi bilen bilir&#8230;” der gibi&#8230; Lanegan, tam bir grunge adamıydı, Kurt Cobain, Layne Staley, Eddie Vedder, Chris Cornell, Andrew Wood tayfasından, birbuçuğuncu nesil grunge delikanlılarındandı. Fakat kendisinin grubu olan Screaming Trees, grunge’ın ağır toplarından biraz daha az üretken olabilmiştir, daha az bilinir, daha az sevilir. Çok da “vay efendim, bunlar niye sevilmiyor?” edebiyatı yapmaya gerek yok, çünkü doğrusunu söylemek gerekirse diğerlerinden daha kötülerdi. Belki de yıllar sonra fark ettiğim sebeplerden dolayı kötülerdi. Lanegan’ın vokali diğer öfkeli grunge gençlerinin “Angry Chair”, “Them Bones”, “Scentless Apprentice”, “Rape Me”, “Even Flow”, “Jeremy”, “Rusty Cage” gibi eserlerindeki örnekler kadar öfkeli çıkmıyordu. Çıkamıyordu belki de. En agresif şarkılarda bile öfkenin önüne geçen bir hüzün filtresi vardı Lanegan’ın gırtlağında. Hafif sigara, biraz viski kokan&#8230; Lanegan da bunu fark etmiş olacak ki grubu dağıtıp 21. yüzyıla modern bir Bob Dylan olarak girmeyi tercih etti. Solo albümlerinde çok nadir gün yüzüne çıkan grunge geçmişi, yerini alternatif-country arası yumuşak, latif ve şirin bir tarza bırakmıştı. Yer yer özünü gösteren şarkılar da yapmış, hatta Queens of the Stone Age başta olmak üzere pek çok grup ve projeye öfkelerini incelik ve zekayla yansıtabilme şansı da göstermişti gerçi Lanegan. Solo albümlerindeki tekdüzelikten kaçışını bu projelere olan desteğinde şöyle bir hissetmiş olsak da, anak sözkonusu The Gutter Twins albümünü dinlediğimde “işte bu arkadaş, nerelerdeydin sen?” dedim. Dedik. Hep beraber. Topluca müzik dinliyoruz bazen biz. Bazen ama. Parantezi kapatmadan, dünyanın en etkileyici vokallerinden birini duymak isteyenlere Lanegan’ın Field Songs ve Bubblegum albümleri ayrıca önerilir.)</p>
<p style="text-align: justify;">Neyse efendim, Dulli ve Lanegan 2000’li yılların başında Twilight Singers projesinde de beraber çalışmışlardı, fakat 2003’te Lanegan bir gazeteciye “Greg’le yeni bir şeyler peşindeyiz, çok akıcı, şeker gibi, bal gibi, zehir gibi, gölge gibi, gece gibi bir albüm yapacağız.” beyanatında bulunduğunda Dulli’nin kendisini arayıp “Ne albümü lan, ben evde yatıyorum, şahane bir göbek yaptım, ne diyorsun sen?” diyeceğini bilmiyordu tabii ki. (Grubun tarzı için Dulli sonradan &#8220;The Everly Brothers kadar hüzünlü, ama bir o kadar da şeytaniyiz.&#8221; diyecektir.) Yine de ikili bir sık sık bir araya geldiler ve 5 yıllık çalışmanın meyvesi olan bu albüm 2008 baharında Sub Pop etiketiyle piyasaya çıktı.</p>
<p>Albümde sırasıyla şu şarkılar bulunmaktaydı:</p>
<p style="text-align: justify;">1. “The Stations”<br />
2. “God’s Children”<br />
3. “All Misery/Flowers”<br />
4. “The Body”<br />
5. “Idle Hands”<br />
6. “Circle the Fringes”<br />
7. “Who Will Lead Us?”<br />
8. “Seven Stories Underground”<br />
9. “I Was in Love With You”<br />
10. “Bête Noire”<br />
11. “Each to Each”<br />
12. “Front Street”</p>
<p style="text-align: justify;">Pis, takıntılı, agresif, lanet bir edebiyatçı olmamdan dolayı mıdır bilemem ama yüzyıllardır dinlediğim albümlere ismini en sevdiğim şarkıyla başlarım. (Baştan uyarımızı yapalım, enstrüman bilgim standart yurdum insanı gibi blokflütle sınırlıdır. Belki de değildir de, konumuz o değil. Öyle şarkıların ölçüsünü hesaplayıp size matematiksek çıkarımlar sunacak, kullanılan tonların aslında hangi “çok underground” grupların albümlerinde daha önce kullanıldığını anlatacak ve grubun hangi stüdyo ekipmanını kullandığının ayrıntılarına girecek bir durumum yok. Benim işim ne duyduğumla,ne hissettiğimle ve çoğunlukla da şarkı sözleriyle ilgilidir.) O sıralar şimdi hatırlamadığım bir olaya çok üzüldüğüm için albüme “All Misery/Flowers” şarkısıyla başlamaya karar verdim. Hala albümün en sevdiğim şarkısıdır. Basit ama insanın aklına girince bir daha çıkmayan cinsten davullarla (Bunlara örnek olarak Led Zeppelin’in “When the Levee Breaks” yorumu ve Aerosmith’in “Jaded” şarkısındaki davul girişlerini örnek gösterirsek ne de güzel olur, pek de güzel olur.) başlayan bu şarkının en güzel yanı, hatta şarkıyı sırtlayıp götüren kısmı da zaten Lanegan’ın vokalleri ve şarkının ince ince işlenmiş sözleri. Zaten bir şarkıda Mark Lanegan bir kadına “Gel intiharlara eyer vurup aşalım bu karanlık suları, gidelim geceye doğru” diyorsa o şarkının kötü bir şarkı olma ihtimali pek de yoktur. Arkasından Fransızca’nın tek sevdiğim kelimesi olan ‘noir’i içinde barındıran ismiyle “Bête Noire”i dinlemem kaçınılmazdı. Bu şarkı da bitince anladım ki ben bu albümü aylarca dinleyecektim. Hatta yeterince dinlersem “Sen yeneceğim lan İstanbul, sen mi büyüksün ben mi?!” diyecek kıvama gelebilirdim bile. (Hikayenin sonunda İstanbul hükmen galip geliyor, ki o ayrı bir şarkının konusu.)</p>
<p style="text-align: justify;">
<p style="text-align: left;">
	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 400px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/Gutter_twins.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 400px; height: 333px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/Gutter_twins.jpg&amp;h=333&amp;w=400&amp;zc=1" alt="gutter twins" style="width: 400px; height: 333px;" /></a>
		
	</div>
	
	
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: center;">
	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 400px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/gutter-twins.jpg" title="" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 400px; height: 333px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/gutter-twins.jpg&amp;h=333&amp;w=400&amp;zc=1" alt="gutter twins" style="width: 400px; height: 333px;" /></a>
		
	</div>
	
	
<p style="text-align: center;">
<p style="text-align: justify;">Sözü çok da uzatmak istemiyorum. Bu albüm, Mark Lanegan’ı, ve 2012’de hala bunlardan kaldıysa Greg Dulli’yi seven insanların asla kaçırmaması gereken bir albüm. Hardcore rock müzik fanı olmanıza da gerek yok; ucundan kıyısından rock müziğe bulaştıysanız, bünyenizde biraz hüzün ama aynı zamanda biraz da (haklı bir) agresiflik barındırıyorsanız, yıllanmış viskiyi buzsuz içmek isterseniz, Mike Patton’lı Faith No More’u özlediyseniz, Nick Cave’i post-punk’ı bıraktığı olgun haliyle seviyorsanız, Tom Waits, Leonard Cohen, Johnny Cash gibi gökten düşen karanlık meleklere sempati besliyorsanız bu albümü kesinlikle baştan sona dinlemelisiniz. Yukarıda belirttiğim şarkılara ek olarak “Idle Hands”, “God’s Children” (ki Bob Dylan 1965’teki başarısız denemelerinden ders almayıp ruhunu satsaydı ve elektro gitara geçseydi 1967’de “All Along the Watchtower”ı aynen bu şarkı gibi yazar, çizer, besteler ve söylerdi.), “Circle the Fringes”, “Each to Each” ve “Seven Stories Underground” özellikle kulak kabartılması gereken şarkılardan.</p>
<p style="text-align: justify;">Bir sonraki karalamada görüşmek üzere.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siradakisarki.com/the-gutter-twins-saturnalia/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Madonna, Müzik ve Müzik Dışındaki Her Şey</title>
		<link>http://www.siradakisarki.com/madonna-muzik-ve-muzik-disindaki-her-sey/</link>
		<comments>http://www.siradakisarki.com/madonna-muzik-ve-muzik-disindaki-her-sey/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 01 Apr 2012 16:18:11 +0000</pubDate>
		<dc:creator>asadibi</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Sanatçılar]]></category>
		<category><![CDATA[7 haziran madonna konseri]]></category>
		<category><![CDATA[maddona ile ilgili haberler]]></category>
		<category><![CDATA[madonna]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.siradakisarki.com/?p=4073</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Pop müziğin kraliçesi denildiği zaman akla gelen isim Madonna. 1982 yılından bu yana söylediği her şarkı, çektiği her klip, yaptığı tek hareket olay olan, Like A Prayer klibinden dolayı dinden çıkarılan, kendini çarmıha geren, konserinde Bush&#8217;a orta parmağını gösteren Madonna düzenlediği son turnesinin programına en sonunda İstanbul&#8217;u da ekledi. En son The Girlie Show turnesi kapsamında 1993 yılında Türkiye&#8217;ye gelen Madonna 7 Haziran Perşembe akşama Türk Telekom Arena&#8217;da konser verecek. Bu kadar sansasyonel olunur da, bu konser hakkında konuşulmaz mı? İlla ki konuşulacak. Ve konuşuluyor da.. En son duyduklarıma göre son klibinde Arapça bir yazının üzerinde basıyormuş. Ama tek suçlama bu, arapça bir yazı. Tek kelime Arapça bilmeyen insanlar, sadece Arapça olduğunu anladılar diye &#8220;Madonna İslam karşıtı&#8221; propagandası başlattı. Tabi Arapça İslam&#8217;ın dili olduğu için(!) haklılar. Nasıl ki herhangi bir dinin dili yoksa, müziğin de dini yoktur. Madonna sahneye çıktığında yapması gereken şeyi, yani eğlendirmeyi becerebiliyorsa geri kalanının teferruat olduğunu düşünüyorum. Nasıl ki birçok rock/metal gruplarının üyeleri açık ve net bir şekilde ateist/deist olduklarını söyleyebiliyorsa, nasıl ki bir grubun solisti açık ve net bir şekilde cinsel tercihlerini açıklayıp eşcinsel olduğunu söyleyebiliyorsa ya da nasıl ki bir kişi çıkıp konserinde kendi ülkesinin devlet başkanı/başbakanı ya da herhangi bir siyasetçisine meydan okuyabiliyorda, Madonna da bunları sanatçı kimliğinin yanında ya da dışında istediği gibi yapmakta özgürdür. Siz ister dinleyin ister dinlemeyin, ister sevin ister sevmeyin, ister kabul edin ister etmeyin, isterseniz de saygı duymayın, orası size kalmış. Müzik sadece müziktir.. Gelelim 7 Haziran&#8217;da verilecek olan konsere.. Dile kolay 19 yıl, Türkiye&#8217;de çok fazla Madonna fanı var ve uzun yıllardır bu anı beklediler. Konser biletlerinin 2. günden tükenmesi bunun göstergesi zaten. Madonna konserleriyle, sahne şovlarıyla devleşen bir kadın, müzik dünyasına da La Isla Bonita, Like A Prayer, Frozen, Music gibi hit olmuş ve uzun yıllardır ilk günkü tazeliğini koruyan şarkılar kazandırdı. Sanırım 2007 yılında(2006&#8242;da olabilir) dünya genelinde Afrika&#8217;ya yardım amaçlı düzenlenen Live Earth konserlerinde Türkiye&#8217;de sahne almak istemişti ama müstehcen şovları olduğu gerekçesiyle kabul edilmemişti. O yüzden bu konserin anlamı biraz daha artıyor Madonna hayranlarının gözünde. Her ne kadar popun kraliçesi olarak anılsa da Madonna yıllardır farklı müzik tarzlarını denedi ve başarılı olduğu da söylenebilir. Özellikle elektronik müzik tarzında çıkardığı Confessions On A Dance Floor albümü satış rekorları kırdı ve albümü destekleyen turnesi Confessions Tour da yine birçok rekora imza atmıştır. Sonuç olarak sayılara bakıldığında başarılı görünse de yaptığı müzikten dolayı çok sevilmez Madonna. Evet, müzik tarzı, şarkıları, sesi vs. her ne kadar birçok kişiye(hatta belki bana bile) hitap etmese de Madonna Madonna&#8217;dır ve yapmak istediği, yapması gerektiği ve yaptığı şeyi, eğlendirmeyi çok iyi yapmaktadır. Ünlü oluncaya kadar nelere katlandı, nelerden vazgeçti ya da kimin yatağından geçti bilinmez ama ünlü olmak için yapması gerekn herşeyi yaptı ve hırsı, enerjisi, ihtiraslarıyla bu güne kadar Madonna olarak geldi. Şimdi sırada 7 Haziran&#8217;da Arena&#8217;yı inletmeye geldi. Orda olacağım ve çocukluğumdan beri hayal ettiğim birşey gerçekleşmiş olacak. Sevilsin sevilmesin, popçu densin rockçı densin, dikkat çekmeye çalışıyor densin, doğal hali densin, İslam düşmanı densin, kabalacı densin, illüminati densin.. Ne denirse densin o pop müziğin kraliçesi Madonna ve öyle...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[
	
	<div class="sc-image aligncenter " style="     margin: 0px 0px 0px 0px; width: 400px; "><a href="http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/madonna3.jpg" title="madonna" rel="prettyPhoto[gallery]">
		
		<span class="hover-image" style="width: 400px; height: 329px;"></span>
		
		<img class="image " src="http://www.siradakisarki.com/wp-content/themes/tarnished/lib/scripts/timthumb.php?src=http://www.siradakisarki.com/wp-content/uploads/2012/04/madonna3.jpg&amp;h=329&amp;w=400&amp;zc=1" alt="madonna" style="width: 400px; height: 329px;" /></a>
		
	</div>
	
	
<p>&nbsp;</p>
<p>Pop müziğin kraliçesi denildiği zaman akla gelen isim Madonna. 1982 yılından bu yana söylediği her şarkı, çektiği her klip, yaptığı tek hareket olay olan, Like A Prayer klibinden dolayı dinden çıkarılan, kendini çarmıha geren, konserinde Bush&#8217;a orta parmağını gösteren Madonna düzenlediği son turnesinin programına en sonunda İstanbul&#8217;u da ekledi. En son The Girlie Show turnesi kapsamında 1993 yılında Türkiye&#8217;ye gelen Madonna 7 Haziran Perşembe akşama Türk Telekom Arena&#8217;da konser verecek. Bu kadar sansasyonel olunur da, bu konser hakkında konuşulmaz mı? İlla ki konuşulacak. Ve konuşuluyor da..</p>
<p>En son duyduklarıma göre son klibinde Arapça bir yazının üzerinde basıyormuş. Ama tek suçlama bu, arapça bir yazı. Tek kelime Arapça bilmeyen insanlar, sadece Arapça olduğunu anladılar diye &#8220;Madonna İslam karşıtı&#8221; propagandası başlattı. Tabi Arapça İslam&#8217;ın dili olduğu için(!) haklılar.</p>
<p>Nasıl ki herhangi bir dinin dili yoksa, müziğin de dini yoktur. Madonna sahneye çıktığında yapması gereken şeyi, yani eğlendirmeyi becerebiliyorsa geri kalanının teferruat olduğunu düşünüyorum. Nasıl ki birçok rock/metal gruplarının üyeleri açık ve net bir şekilde ateist/deist olduklarını söyleyebiliyorsa, nasıl ki bir grubun solisti açık ve net bir şekilde cinsel tercihlerini açıklayıp eşcinsel olduğunu söyleyebiliyorsa ya da nasıl ki bir kişi çıkıp konserinde kendi ülkesinin devlet başkanı/başbakanı ya da herhangi bir siyasetçisine meydan okuyabiliyorda, Madonna da bunları sanatçı kimliğinin yanında ya da dışında istediği gibi yapmakta özgürdür. Siz ister dinleyin ister dinlemeyin, ister sevin ister sevmeyin, ister kabul edin ister etmeyin, isterseniz de saygı duymayın, orası size kalmış. Müzik sadece müziktir..</p>
<p>Gelelim 7 Haziran&#8217;da verilecek olan konsere.. Dile kolay 19 yıl, Türkiye&#8217;de çok fazla Madonna fanı var ve uzun yıllardır bu anı beklediler. Konser biletlerinin 2. günden tükenmesi bunun göstergesi zaten. Madonna konserleriyle, sahne şovlarıyla devleşen bir kadın, müzik dünyasına da La Isla Bonita, Like A Prayer, Frozen, Music gibi hit olmuş ve uzun yıllardır ilk günkü tazeliğini koruyan şarkılar kazandırdı. Sanırım 2007 yılında(2006&#8242;da olabilir) dünya genelinde Afrika&#8217;ya yardım amaçlı düzenlenen Live Earth konserlerinde Türkiye&#8217;de sahne almak istemişti ama müstehcen şovları olduğu gerekçesiyle kabul edilmemişti. O yüzden bu konserin anlamı biraz daha artıyor Madonna hayranlarının gözünde. Her ne kadar popun kraliçesi olarak anılsa da Madonna yıllardır farklı müzik tarzlarını denedi ve başarılı olduğu da söylenebilir. Özellikle elektronik müzik tarzında çıkardığı Confessions On A Dance Floor albümü satış rekorları kırdı ve albümü destekleyen turnesi Confessions Tour da yine birçok rekora imza atmıştır.</p>
<p>Sonuç olarak sayılara bakıldığında başarılı görünse de yaptığı müzikten dolayı çok sevilmez Madonna. Evet, müzik tarzı, şarkıları, sesi vs. her ne kadar birçok kişiye(hatta belki bana bile) hitap etmese de Madonna Madonna&#8217;dır ve yapmak istediği, yapması gerektiği ve yaptığı şeyi, eğlendirmeyi çok iyi yapmaktadır. Ünlü oluncaya kadar nelere katlandı, nelerden vazgeçti ya da kimin yatağından geçti bilinmez ama ünlü olmak için yapması gerekn herşeyi yaptı ve hırsı, enerjisi, ihtiraslarıyla bu güne kadar Madonna olarak geldi. Şimdi sırada 7 Haziran&#8217;da Arena&#8217;yı inletmeye geldi. Orda olacağım ve çocukluğumdan beri hayal ettiğim birşey gerçekleşmiş olacak.</p>
<p>Sevilsin sevilmesin, popçu densin rockçı densin, dikkat çekmeye çalışıyor densin, doğal hali densin, İslam düşmanı densin, kabalacı densin, illüminati densin.. Ne denirse densin o pop müziğin kraliçesi Madonna ve öyle olacak. Sahne şovları, enerjisi, sürekli değiştirdiği ve her değiştirdiğinde fenomen olan tarzıyla o her zaman Madonna&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.siradakisarki.com/madonna-muzik-ve-muzik-disindaki-her-sey/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

